Hatay gezilecek yerler

Ulaşım: Hataya İstanbul ve Ankaradan karşılıklı günlük uçak seferleri bulunuyor. Hatay havaalanı Antakya merkeze 20 km. mesafede. Taksi ve Havaalanı servisleri ile rahatça merkeze ulaşabilirsiniz. Karayoluyla Adana üzerinden  giderseniz 194 km. lik yol İskenderuna kadar otoban ancak sonrası dağlık arazide Belen geçidi biraz yoğun ve zorlu bir yol ama duble olduğundan fazla sıkıntı çekmeden devam edebilirsiniz. Şehir içi trafiğine dikkat etmenizi öneririm ışıksız kavşaklarda kimse kimseye yol vermiyor. Biraz Arap trafiği gibi.

Hatay Habib-i Neccar Camii

Habib-i Neccar Camii

Habib-i Neccar Camii: Cami Anadoluda yapılan ilk camidir. Antakyanın 638 yılında müslümanlar tarafından fethinden sonra Ebu Ubeyde bin Cerrah tarafından yaptırılmıştır. Günümüzdeki cami Osmanlı eseridir. Minaresi 17. yüzyılda şadırvanı ise 19. yüzyılda yapılmıştır.

Habib-i Neccar dağına ve camiye adını veren Habib-i Neccar M.S. 40 lı yıllarda Antakyada yaşamıştır. Kuran-ı Kerimde Yasin suresinde 20-21 ve 26. Ayetlerinde bahsedilen kişi olduğu düşünülmektedir. Neccar marangoz demektir. Caminin kuzeydoğu köşesinde Hz. İsanın havarilerinden Yunus ve Yahya türbeleri bulunmaktadır. Hz. İsa havarilerini Antakyaya gönderir dağda koyunlarını otlatan Habib-i Neccar ile karşılaşırlar. Havariler Neccarın hasta oğlunu iyileştirirler.  Neccar Hz. İsaya inanır. Ancak halk havarilere inanmaz ve onları hapse atar. Habib-i Neccar halkı uyarmak ister ancak öldürülür. Türbesi caminin sol yanında dört  metre kadar altındadır.

St. Pierre Kilisesi Hatay

St. Pierre Kilisesi

St. Pierre Kilisesi: Habib-i Neccar dağının yanında kayalara oyulmuştur. Antakya kilisesinin kurucusu ve ilk rahibi St. Pierre tarafından M.S. 29-40 yılları arasında yapılmıştır. Günümüzde anıt müze olarak  kullanılmaktadır.

Hatay Arkeoloji Müzesi: Dünyanın üçüncü büyük mozaik müzesidir. Çeşitli dönemlere ait olan Harbiye, Antakya, Samandağ ve İskenderunda bulunan eserler müzede teşhir  edilmektedir.

Harbiye Şelaleleri: Antakyanın 6 km. güneyinde yer almaktadır. Alan 1. Derece doğal sit alanıdır. Şelalelerin etrafındaki yeme-içme yerlerinde Hatay mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.

Uzun Çarşı: Köprüden geçince eski Hatay kısmında bulunan Uzunçarşıda baharatçılar, kadayıfçılar, künefeciler, kasaplar ve kebapçılar, fırınlar bulunuyor. Yöresel ürünleri de bu çarşıda bulabilirsiniz.

Ne Yenir Nerede Yenir: Hatay mutfağı değişik lezzetleri sunmaktadır. Tepsi kebabı ve kağıt kebabı kasaplarda hazırlanan ve fırında pişirilen bir kabaptır. Uzunçarşıda Pöç kasabında tadına baktığımız tepsi kebabı koyun ve bir miktar dana etinden hazırlanıyor.

Hatay tepsi kebabı

Tepsi kebabı

Eskiden sadece kasap olan mekanlar genişletilerek yemek yiyebileceğiniz şekilde düzenlenmiş. Ustalar giriş kısmında sizin göreceğiniz şekilde hazırladığı kebabı yakındaki bir fırına gönderiyor. Taş fırında pişen kebap üzerine konulan sıcak pidelerle servis ediliyor. Yanında humus ve diğer mezelerle yeniliyor. Tabiki tatlı olarak Hatay Künefesi tavsiye ediliyor.

Hatay künefesi

Künefe

Ulucami yanında Tarihi Bizim Künefeciye gidiyoruz. Künefe ustasının dediğine göre üzerine fıstık, dondurma, kaymak tavsiye etmiyor. Yanında çay da içmeyin sade yiyin diyor. Ayrıca pişmiş künefe de şerbetlenmeden götürmeniz için paket olarak alınabiliyor. Şerbeti içine poşetle konuyor ve uçakta sıkıntı olmuyor kabine alabiliyorsunuz. Biber salçasını uçağa almadıklarını söylediklerinden alamıyoruz. Peynir çeşitlerinden sürk peyniri bildiğimiz çökeliğin baharatlı hali tavsiye ederiz. Hatay kömbesi ise özel baharatıyla yapılan bir kurabiye türü. Uzunçarşının bulunduğu caddede Gümüş Unlu Mamüllerinden temin edebilirsiniz.

Reyhanlı Yenişehir Gölü: Reyhanlı İlçesinde tam  Suriye sınırında bir mesire alanı olan Yenişehir gölü etrafı park olarak düzenlenmiş. Göl kenarında bulunan lokanta tuzda tavuk ile meşhur olmuştur. Kaya tuzu kaplanarak fırına verilen tavuğun ayrı bir lezzeti vardır.

Kırıkhan Gölbaşı

Gölbaşı

Kırıkhan Gölbaşı: Kırıkhan İlçesinin güneyinde doğal bir göl olan Gölbaşı bulunuyor. Önemli bir sulak alan olan gölün içinde bir de ada bulunuyor. Etrafında tarım alanları bulunan gölde herhangi bir tesis bulunmamaktadır.



Mardinde nerede yenir

Mardin’de nerede yenir, Eski Mardin ve Yeni Mardin’de nerelerde yemek yenilebilir ?

Mardin’e gittiğimiz zaman belki de en fazla bu soruyu sormuşuzdur. Ne de olsa bir günlüğüne gelmiştik ve ağzımızın tadını bozmadan yeni deneyimler yaşayarak ayrılmak istiyorduk.

Yeni Mardin’de bu konuda bize tavsiye edilen yer Şahmeran Lokantası oldu. Maalesef burayı test etme imkanı bulamadık. Ama tavsiye edilen bir mekan olduğunu söyleyebilirim.

Eski Mardin’de ise Kebapçı Rido’yu çok kişi tavsiye etti ve biz de öğle yemeğinde orayı tercih ettik. Mekana girdiğimiz zaman beklenildiği gibi afili bir yer olmadığını, sade ama temiz bir yer olduğunu gördük.

Mardin Şahmerdan

Şahmeran lokantası

Meşhur bir yer veya çok bahsedilen bir yer çok allı pullu olur ya, işte Kebapçı Rido öyle bir yer değil. Mütevazı bir yer ve yemekleri lezzetli. Mardin’de meşhur şeylerden birisi Mardin kebabıymış, biz de 1,5 porsiyon ondan söyledik.

Ustalar malzemeyi gözümüzün önünde şişe dizip pişiriyorlar. Ne yediğinizi biliyorsunuz. Mardin kebabı, Urfa kebabıyla neredeyse aynı şey. Sadece biraz baharat farkı var. Lezzeti güzel. Ayranı açık ve tasta getiriyorlar. Kaşıkla içiyorsunuz. Adanada’ki kadar olmasa da burada da zengin bir meze ve salata topluluğu geliyor.

Mardin Kebapçı Rido

Kebapçı Rido

Akşam olunca kaburga dolması yemeye niyetlendik ve Sultan Sofrası diye bir yere girdik. Burası da hoş bir yer. İşletmecisi namazında niyazında, işini doğru yapmaya çalışan birisi.

Kebapçı Rido ve Sultan Sofrası Eski Mardin’de hemen cadde üzerinde bulunuyorlar. İyi birşeyler yemek için merkezden fazla uzaklaşmanıza gerek yok.

Mardinde ne yenir

Bu yazımda Mardinde ne yenir, mardinde kahvaltı nerede yapılır gibi konulara değineceğim.

Lafı hiç de uzatmadan konuya direk geliyorum. Eğer Mardin’e giderseniz et ürünlerinin tadına bakmadan geri dönmeyin. Çünkü etin her türlüsünü burada güzel yapıyorlar.

İki yemek çok güzel ve çok meşhur. Birincisi Mardin kebabı, diğeri ise kaburga dolması.

Mardin kebabı Urfa kebabı ile Adana kebabına benzeyen ve genel olarak kıymalı karışımın kalın şişe geçirilip kömür ateşinde pişirilmesi ile elde ediliyor. Şekil itibariyle klasik Adana kebabından pek bir farkı yok. Farkı etin lezzetinde baharat çeşitliliğinde.

Biz Anadolu’nun diğer şehirlerinde Adana kebabı siparişi verirken gerçek Adana kebabı yiyeceğimizi zannediyoruz. İşin gerçeği Mardin’deki Mardin kebabının, Adana’daki Adana kebabının yerini İstanbul veya Ankara gibi şehirlerde yapılan çakmaları tutmuyor. Bu nedenle Mardin’e giderseniz buraya özgü kebabı yemenizi tavsiye ederim.

Diğer bir et yemeği ise kaburga dolması. Sipariş ederken önümüze kaburga kemikleri ile birlikte gelecek zannetmiştim ama öyle değil. Kaburga etleri kemiklerinden sıyrılmış şekilde ve pilavın üzerinde geliyor. Yanında mezelerle birlikte elbette. Şahsen kaburga etinin lezzetli olduğunu düşünürüm. Lokantada yediğimiz kaburga dolması da lezzetliydi ama acaba orijinal kaburga dolması mıydı, biraz şüphem var. Bu nedenle gerçek Mardin yemeklerini lokantalar yerine, oranın yerli halkının mutfaklarında aramak lazım.

Mardinde kahvaltı nerede yapılır

Bu soruyu birkaç yerde sorduk. Şahmerdanda yöresel yemekler yiyebilirsiniz veya bir pastanede klasik kahvaltı yapabilirsiniz dediler. Valiliğin karşısında bir yerde kahvaltı yaptık. Tavsiye ederim ama adı neydi unuttum.

Genel itibariyle Mardin yemek açısından lezzetli ve ucuz geldi. Özellikle de et yemekleri. Sakatat içerenler de denenebilir. Bununla birlikte Eski Mardin merkezindeki caddesinde satılan leblebiydi, çörekti, badem şekeriydi, falandı, filandı gibi şeyleri pek beğenmedim. Ama halka tatlısı güzeldi.

Diğer yazım; Mardin’de nerede yenir.

47 nerenin plakasıdır

Karadeniz veya Ege Bölgesinde yaşayan birine 47 nerenin plakasıdır diye sorsanız doğru cevabı veremeyebilir.

Çünkü 47 plakası Mardin’indir. Geçenlerde gezi yazısını yayınladığım Mardin’in plakası 47’dir. Nereye baksanız 47 plakasını görürsünüz.

47 A’lı plakalar, (47 AA ve AB dışındakiler) yani 47 AC 001 den başlayıp 47 AZ 999’a kadar olan plakalar Mardin merkezindir. 47 H, 47 DA-DR, plakaya rastlarsanız bunlar da merkezindir. 47 T’li ve M’li plakalar ise numarasına göre değişir.

47 K Kızıltepe, 47 L Midyat, 47 N Nusaybin, 47 S Nusaybin ilçelerinin trafik plakalarıdır.

Arkadaşlarla Mardin’e gittiğimizde 47 plakası ile tanışmış oldum.

Diğer yazım; Mardin’de ne yenir ?

GezilecekYerler.Com Van Hakkında

Van kenti Türkiye’nin en doğusunda bulunan illerden birisi olup, Doğu Anadolu’nun en büyük şehri ve bir büyükşehir belediyesidir.

Şimdilerde toplamda 1.100 civarında bir nüfusu vardır. İl merkezinde İpekyolu, Tuşba ve Edremit merkez belediyeleri bulunmakta olup, şehir hayatı daha çok bu ilçeler üzerinden akıp gitmektedir. Şehirde genel hatlarıyla gezilecek yerler ise ; Akdamar Adası, Vangölü, Çavuştepe Kalesi, Muradiye Şelalesi, Van Kalesi, İskele, Erciş ve Akdamar Adasında yer alan Akdamar Kilisesidir. Ayrıca Van Kedisi ve Van’a ait olan inci kefali balığıda yine şehre ait olan temel değerlerdir.

Bir zamanlar Van gölü canavarını bile duymuşsunuzdur. Bu konu her ne kadar rivayet muamelesi görse de yerel halk buna genelde inanmaktadır. Bizde gezilecekyerler.com sitesi olan Van gezilecek yerler isimli yazımızı sizler için hazırladık. Umarız yazıyı okuduktan sonra kente geldiğinizde faydalı bilgiler sahibi olmuş olacaksınız. Bizi takip ettiğiniz için teşekkürler.

Mardinde 24 saatte gezilecek yerler

Mardin görmek istediğimiz şehirlerimizden biriydi. Bir Cuma günü Ankara’dan sabah 8.20 uçağına binerek yola çıktık Mardine. Uçağımız 9.30 gibi Mardin Havaalanına indi.  Havaalanı Mardin ile Kızıltepe ilçesi arasında ve merkeze 15 km. mesafede. Havaalanı çıkışında Kızıltepe minibüsleri zaten yolcuları bekliyordu. Minibüs ücreti 3.5 tl. düz bir alandan Mardine doğru yokuşu tırmanarak 15 dakikalık bir yolculukla yeni Mardine ulaşılıyor.

Kalacağımız yere çantalarımızı bıraktıktan sonra eski Mardine gitmek için halk otobüsüne biniyoruz. Ücret 1.75 tl .On onbeş dakikalık bir yolculukla yeni yoldan eski Mardinin tek caddesine Cumhuriyet caddesine geliyoruz. Sağda Şeyh Çabuk camiinde inerek gezinize başlayabilirsiniz. Biz Cuma namazı için Ulucamide iniyoruz. Cuma namazının farzını kıldıktan sonra cemaatın bir kısmı hoca ile tekrar namaza duruyor. Sonradan öğrendiğimize göre  zuhri ahir namazını şafiler cemaatle kılmaktalar ve Mardinde çok sayıda şafi bulunmaktadır.

Mardin Kalesi : Eski Mardinin eteklerinde kurulduğu kale 10. yüzyılda Hamdaniler tarafından inşa edilmiş, yaklaşık 1 km. uzunluğunda, 30-150 m. genişliğindedir. Kalede çok sayıda yapı olduğu belirtilmektedir.  Mardin’in Mezopotamya ovasına doğru kurulmuş olan yerleşim alanına hakimdir.  Doğal kaya üzerine çok az eklentilerle duvar örülerek müstahkem bir hale getirilmiştir.

 

Mardin Kalesi

Şeyh Çabuk Camii: Cumhuriyet caddesi üzerindedir. 15. yüzyılda yapılmıştır.  Cami bahçesine  sivri kemerli kapıdan girilir. Güneyinde türbe bulunmaktadır. Minaresi diğer camilerde de göreceğiniz yöreye özgüdür.

Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi :  5. yüzyılda yapılmış olan kilise Şar Mahallesi’ndedir. Üç giriş kapısı bulunmaktadır.  İnce taş işçiliğine sahip olan kilisede ahşap mihrap kapıları, çan kulesi evi ve  dantel gibi işlenmiş taş oymacılığı örneklerinin yer aldığı divanı görülmeye değerdir.

Mardin Müzesi: 1895 yılında Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılmış olan bina Kültür Bakanlığınca satın alınarak müze haline getirilmiştir. Doğu kısmında Meryem  Ana Kilisesi bulunmaktadır. Müzenin bahçesinde buluna arkeoparkta çocuklar için arkeolojik kazıların tanıtıldığı eğitim alanları vardır.  Arkeolojik kazılar salonunda Mardin ve çevresinde bulunan antik yerleşimlerde yapılan kazılarda çıkan eserler sergilenmektedir. İnanç salonunda Mezopotamya ve Anadolu inaçları anlatılmakta ilk çağ dinleri, Hristiyanlık ve İslamiyet eserleri sergilenmektedir. Ticaret salonunda Mezopotamya da paranın ve yazının icadı ile ilgili bilgiler, eski paralar sergilenmektedir. Yaşam salonunda sosyal yaşamda kullanılan eserler, müzik, beslenme, savunma ile ilgili materyaller bulunmaktadır. Müze pazartesi günleri kapalıdır.

Mardin Müzesi

 

Abdüllatif (Latifiye) Camii : Cumhuriyet Meydanı’nın güneyindedir. 1371’de Artuklu sultanlarından ikisinin döneminde görev almış Abdüllatif’in yaptırdığı bilinmektedir. Mevcut minare 1845’te Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa yaptırmıştır. Minber ve mahfil, Selçuklu ahşap işçiliği  ile yapılmıştır.

Ulu Cami (Cami-i Kebir) : Yapım yılı bilinmemekte olup Mardin’deki camilerin en eskisidir. Kubbesi altı paye üzerine oturmaktadır. Minaresi, Artuklu Hükümdarı Kudbeddin İlgazi zamanında 1176 yılında inşa edilmiştir.  Artuklu hükümdarlarından Melik Salih, 38 dükkan, 1 hamam, bir bahçe ve Mardin köylerinde birçok bağı vakıf olarak camiye bağışlamıştır. Mardin’in en önemli ibadet merkezlerinden biri olan Ulu Caminin pencerelerinden  Mezopotamya ovası izlenebilmektedir.  Bahçesinde taş işçiliği ile yapılmış bir şadırvan bulunmaktadır.

Ulucami ve arkada Mezapotamya denizi (ovası)

Zinciriye Medresesi : Medrese Ulucami’nin kuzeyinde yer almaktadır. 1385 yılında Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Ana caddeden merdivenli bir yol ile çıkılmaktadır. Girişindeki taş işlemeler ve dilimli kubbeleri bulunan  medrese iki avlulu ve iki katlıdır.  Medresede Sultan İsa Türbesi mevcuttur.

Revaklı Çarşı :  Reyhaniye Camii’nin batısında bulunan Revaklı Çarşı, bir yolun iki yanında yer alan revaklar ile arkalarındaki beşik tonozlu dükkanlardan meydana gelmektedir.

Reyhaniye Camii:  Çarşı içinde bulunan cami,  Ulu Cami ile Şehidiybe Medresesi arasındadır. 1540 tarihli vakıf kayıtlarında adı geçen Reyhaniye Camii’nin 15. yüzyıl sonunda ya da 16. Yüzyıl başlarında yapılmış 19. yüzyılda da onarılmıştır.

Şehidiye Camii ve Medresesi: Sultan Melik Nasruddin Artuk Aslan tarafından 1201-1239 yaptırılmış,  kendisi de buraya gömülmüştür.

Şehidiye Camii ve Mezapotamya ovasında akşam

Sıttı Radviyye (Hatuniye) Medresesi : Kutubeddin İlgazi’nin annesi tarafından 1177 yılında inşa ettirilen Medrese, iki eyvanlı ve revaklı avlulu, iki katlı bir yapıdır. Cami içinde Hz. Muhammed’e ait olduğu kabul edilen ayak izi bulunmaktadır.  Artuklu eserlerinin en önemlilerinden biri olan  medrese mutlaka görülmelidir.

Mor Petrus ve Pavlus Kilisesi : 1914’te Petrus ve Pavlus adına yapılmıştır. Kök boyalarla el işi baskı perdeleri bulunan kilisenin taş işlemeleri sadedir.

Kasımiye Medresesi : Mardin müzesine 2 km mesafededir. Eski Mardinin  güneybatısındaki tepelerin altında yer alır. İnişi kolaydır ama şehre çıkışı biraz yorucu olabilir.  Artuklu devrinde yapımına başlanmış ve Akkoyunlular döneminde tamamlanmıştır. Mardin’deki Artuklu devrinin son eserlerinden birisidir. İki teras üzerine iki katlı olarak inşa edilmiş medrese, cami ve türbe ile birlikte külliye şeklindedir. Eyvan içinde bulunan geleneksel Artuklu çeşmesinin anlamı insan hayatını anlatmaktadır.  Su kaynağından doğmakta ve küçük havuzda çocukluk günlerini tamamlayıp daha büyük olan ikinci havuza geçer oradan da mezar şeklindeki üçüncü havuza, devamında cenneti temsil eden Mezapotamya ovası bulunmaktadır. Çeşmenin şekli, suyun geniş ve dar kanallardan (yavaş ve hızlı) akışıyla insan ömrü anlatılmıştır.

Kasımiye Medresesi

Kasımiye Medresesi eyvanındaki insan hayatını anlatan havuz

 

Deyrülzeferan Manastırı : Eski Mardin merkezinin 7 km. doğusunda bulunmaktadır. Kendi aracınız yoksa taksi ile gitmenizi tavsiye ederiz. Süryani Kadim cemaatinin dini merkezi olan Manastır, 4. yüzyılda kurulmuştur. Manastıra girdiğinizde 15-20 kişilik grup olana kadar bekliyorsunuz. Giriş ücreti 6 tl. Beklerken manastırın iç bahçesinde zafaran çayı ya da Süryani kahvesi içebilirsiniz. Ayrıca yine kendilerine has bir çeşit hurmalı kurabiyeleri  burada tadabilirsiniz. Bu tatları severseniz, bahçenin kafeteryasından alabilirsiniz. Rehber eşiğinde gezilen manastır halen faal olarak kullanılmaktadır. Bahçesinde Süryani rahiplere rastlayabilirsiniz.

Deyrülzeferan Manastırı

Abbara: Binaların altında bulunan geçiş ya da geçit anlamına gelen bu abbaralar Mardin’in sokaklarında görülmektedir. Üst kısmındaki bina özel mülkiyet olup alt tarafı ortak kullanımdadır.

Abbara

Ne Alınır:

Telkari (Gümüş İşleme) Ürünleri: Gümüş işlemeciliği (telkari) en çok  Midyat ilçesinde  yapılmaktadır. Eski Mardinde de meydan civarında satışı yapılmaktadır. Gümüşten genellikle kolye, yüzük, bilezik, küpe gibi takılar ve rozet, kalemlik, isimlik gibi hatıra eşyaları yapılmaktadır. Artuklu Üniversitesinin sosyal tesislerinde de öğrenciler tarafından yapılan telkâri eşyalar uygun fiyata satılmaktadır.

Sabun: Mardin’de pek çok bitkiden geleneksel yöntemlerle üretilen sabunlar bulunmaktadır. Bu sabunlar özelliklerine göre saça ve cilde iyi gelmektedirler. Bıttım sabunu Mardin yöresine özgü bir bitki olan bıttımdan (Çıtırmık) yapılmaktadır. Bu bitki bir yabani fıstık çeşididir. Yağından yapılan sabun zayıf saçları güçlendirici özelliğe sahiptir.

Badem Şekeri: Doğal olarak yetişen bademler, şeker ve bitkilerle kavrularak mavi, kahverengi vb. renklerde badem şekeri üretilmektedir.

Leblebi: Mardinde yetiştirilen nohutlardan elde edilen leblebi tuzlu olarak üretilmektedir.

Mardin Çöreği: Mardin yöresine ait “Çörek” içine çeşitli baharatlar ve tarçın katılmaktadır. Cumhuriyet caddesi üzerindeki fırınlarda üretilmektedir. Değişik bir tadı olan çörek tercihen çay yanında yenilmektedir.
Ne Yenir Nerede Yenir: Cercis konağı, Delmar Restaurant, Antik Sur Restaurant daha çok turistlerin tercih ettiği mekanlardır. Yeni Mardinde ise yöresel yemekler için Şahmeran Lokantası önerilmektedir. Seyr-i Mardin terasının manzarası çok güzel olup mola verdiğinizde birşeyler yiyip içeceğiniz bir mekandır. Mardin Kebabı için Kebapçı Rido yerel halkın tavsiye ettiği bir yer olup, bizimde tadını beğendiğimiz ve önereceğimiz bir yerdir. Ulucamiye yakın cadde üzerindedir.  Kaburga dolması için ise tavsiye edilen yer Sultan Sofrasıdır. Buraya kadar gelmişken tadına bakmanızı tavsiye ederiz. Esnafla konuştuğunuzda araya giren biriyle Arapça konuşması, bir diğeriyle Kürtçe konuşması hatta bazılarının Süryanice konuşması bu şehrin kültürel yapısını göstermektedir.

24 saatte Mardin gezimizde sadece eski Mardindeki önemli yerleri görme fırsatımız oldu. Ancak birkaç gün daha kalabilirseniz Dara Antik kenti, Midyat ve diğer ilçelerdeki önemli tarihi mekanları ve eserleri ziyaret edebilirsiniz.

Mardin Kaburga dolması

 

4 kafadarın Mardin gezisi

Mardin gezisi bizim için spontane gelişti. Erhan PALA üstadımız Mardin’e ucuz uçak bileti var deyince içimizde 1 günlük Mardin gezisi yapma fikri gelişti.

Bu yazıyı kafasında Mardin’e kısa bir gezi planlayanlar için yazıyorum. Bu tür düşünceler beyin kıvrımlarında belirmeye başlayınca akla şöyle sorular gelebilir, “Mardin’i kaç günde gezebilirim, gezmeye değer yerleri nelerdir, ne yenilir, ne alınır, nasıl gidilir, bu gezi kaça patlar” vesaire..

Fotoğraf1850

Bu sorulara cevap vermeye çalışacağım. Öncelikle ucuz uçak biletinden kastım gidiş-dönüş 140 TL. Uçakta sakız çiğnemek, iniş esnasındaki basınç farklılığından kaynaklanan kulak ağrısına iyi geliyor.

Fotoğraf2019

Ankara-Mardin uçakla 1 saat 15 dakika çekiyor. İndikten sonra şehir merkezine 3,5 TL verip yarım saatte minibüsle gidebilirsiniz.

Asıl gezilecek yerler Mardin’in eski yerleşim yeri. Burası sit alanı olduğu için gelişime müsait değil, bu nedenle şehir yeni Mardin’den devam ediyor. Minibüsle yeni Mardin’de indikten sonra Çevre Şehirciliğin misafirhanesine geçip valizleri bıraktık. Günlük ücret 25 TL. Daha sonra kişi başı 1,75 TL verip halk otobüsü ile eski Mardin’e geçtik.

Fotoğraf1856

Mardin’in gezilecek yerleri eski Mardin’in dar sokakları, kiliseleri ve camileri. Bir günde sabahtan akşama kadar buraları gezip bitirebilirsiniz. Ben geziye Mardin müzesinden başlamanızı tavsiye ederim. Çünkü burada gezilecek yerler nokta nokta verildiği gibi gezmeye geldiğiniz yer hakkında ayrıntılı bilgi de sunuyor.

Mardin müzesi ve kale

Mardin müzesi ve kale

Eski zamanlara ait çanak çömlekler, garip heykeller, taş yazıtlar ve yanlarında yer alan açıklayıcı bilgiler size epey faydalı olacak. Burada gezilecek yerleri tek tek yazmıyorum, siz gidince bir çırpıda bulursunuz zaten. Fakat 2 noktayı özellikle tavsiye ederim. Bunlardan birisi eski Mardin’in 4 km dışında bulunan Deyrul Zafaran manastırı, diğeri ise Kasımiye Medresesi. Biz bunları görmek için 70 TL ile taksi tuttuk. Siz de böyle bir şey yapabilirsiniz.

Ulu Cami

Mardin Ulu Camii avlusu

Mardin’e gittiğimizde günlerden Cuma idi. Cuma namazını kılmak için şehrin en ünlü camisi olan Ulu Cami’ye gittik. Bu boyu kısa, eni uzun bir cami ve kaç yüzyıldır hala aktif. Gitmek için ana caddeden ara sokakları kullanarak biraz aşağı inmek gerekiyor.

Namazdan sonra yemek için kebapçı Rido’ya gittik. 1,5 Mardin kebabı ve ayran 25 TL tuttu. Tavsiye ederim bunu, Adana kebabına benziyor.

Mardin kebabı

Mardin kebabı

Öğleden sonrasının önemli bir bölümünü Deyrul Zafaran ve Kasımiye Medresesinde geçirdikten sonra biraz dükkanlara bakındık. Dükkanlarda satılan sabun, çörek, peksimet, badem şekeri gibi şeyler özellikle turistlere yönelik. Mardin’in gümüş işlemeciliği de meşhur. Erhan Bey ile birer kilo Mardin çöreği aldık ama sanırım boşa yük etmişiz, ben tadını beğenmedim. Uygulama otelinde öğrencilerin yapmış olduğu telkâri işlemesi ürünler var, onlardan aldık tavsiye ederim.

Eski Mardin ana cadde

Eski Mardin ana cadde

Akşam Sultan Sofrasında kaburga dolması yedik. Tavsiye ederim, lezzetliydi. Ünlü Mardin Kalesi’ne çıkmak isterdik ama bir günlük geziye bunu sıkıştıramazdık. Bir de Mardin dışında Dara Antik Kenti var. 40 kilometre dışarıda olduğu için buraya vakit ayıramadık. Eğer birkaç gün kalmış olsa idik Midyat’a da giderdik.

İzmir’de Gezilmesi Gereken Köyler

Türkiye’nin en güzide şehirlerinden birisi olan İzmir aynı zamanda gezilmesi gereken şehirler arasında ilk sıraya konulması gereken bir şehirdir. İzmir’de gezilecek yerlerin hiçbir zaman tükenmeyeceğini buraya geldiğinizde anlayacaksınız. Sadece şehir merkezindeki güzellikleri değil birbirinden eşsiz manzaralara kucak açan, birbirinden farklı lezzetleri tadabileceğiniz civar köyleri mutlak suretle görülmesi gereken yerlerdir. Eğer ki bu köyleri görmeden buradan ayrılmış olursanız çok büyük bir hata yapmışsınız demektir. Şimdi size bu köylerden biraz bahsedeyim.

Şirince Köyü

izmir şirince

Şirince Köyü

Adını bütün dünyaya duyurmuş olan Şirince Köyü İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı eski bir Rum köyüdür. Şirince köyüne girdiğiniz anda toprak ananın bizlere vermiş olduğu güzellikleri bütün duyularınızla hissetmeniz mümkün. Bu köyün güzelliği nerede burayı bu kadar eşsiz kılan ne diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Şirince’nin bu kadar eşsiz olmasının sebebi içerisinde bulunan güzelliklerin bozulmamasıdır. Şirince’de bulunan Rum evlerinin bozulmamış olan mimarisi, insanının doğallığı ve manzarası buranın güzelliğinin sırrıdır. Şirince’nin ününe ün katan şarabından bahsetmeden bitirmek istemiyorum. Karadutundan yaban mersinine birçok meyveden üretilmiş meyve şarapları eşsiz bir lezzete sahip. Peki bunlar Şirince’de nerede; her yerde, adım attığınız her yerde bu şarapları bulmanız mümkün. Üstelik bu şarapları tatmak isterseniz istediğiniz her dükkanda tadabilirsiniz.

Germiyan Köyü

Germiyan Köyü İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı doğallıklarla dolu bir köyüdür. Köye uğradığınızda sokaklarında bolca duvar resimleri göreceksiniz. Aslına bakarsanız bu resimler bu köy için reform olmuş köyün kabuk değiştirmesini sağlamıştır. Peki buraya geldiğimizde neler yapabiliriz; ilk olarak yöreye özgü olan ekşi maya ile yapılan Germiyan Ekmeği ve Kopanisti Peynirini denemenizi tavsiye ederim. Turistik olarak incelediğimizde turistleri kapısını halen aralayamamış olsa da gidip görülmesi gereken bir köy olduğunu düşünüyorum.

izmir şirince

Bademler Köyü

Bademler Köyü İzmir’in Urla ilçesine bağlı bir yeridir. Refah seviyesi oldukça üst düzeyde olan bu köyün okuma oranını duyduğunuzda belki şaşıracaksınız. Evet doğru tahmin ettiniz %100. Bu köyde okuma yazma bilmeyen kimse yok. Bununla birlikte eğitime, sanata, sağlığa verilen önem burayı görülmeye değer kılıyor. Müze, tiyatro, kütüphane gibi yerleri bir köyde görmeye ne kadar alışıksınız bilmiyorum ama evet bu mekanlar burada. Türkiye’nin ilk köy tiyatrosunun yapıldığı Bademler, Türkiye’nin en temiz köyü seçilmiştir. Bu köyde yapılan bütün etkinlikler hiç fire vermeden bütün köy halkıyla birlikte yapılıyor. Buraya geldiğinizde Türkiye’nin ilk çocuk oyuncakları müzesine uğramayı unutmamanızı tavsiye ederim.

Özbek Köyü

Özbek köyü İzmir’in Urla ilçesine bağlı bir sahil köyüdür. Evet yanlış duymadınız bu köy diğerlerinin aksine etrafında tepelerin, dağların bulunduğu bir yer değil, sahil kenarına kurulmuş bir yer. Özbek köyü adından da anlaşılacağı üzere Özbekler tarafından kurulmuştur. Buraya eğer haftasonu geldiyseniz Akkum Limanı’nda yapılan açık arttırma ile balık satışına katılmanızı yada açık arttırmayı izlemenizi tavsiye ederim çünkü oldukça hararetli bir o kadar da keyifli oluyor. Özbek Köyü’ne gelip de buraya özgü olan Özbek Katmeri’nin tadına bakmadan gitmek olmaz. Bu lezzeti tatmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Ildır Köyü

Ildır köyü İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı bir televizyon köyü. Burayı televizyon köyü olarak adlandırmamın sebebini bir çoğumuz biliyoruz diye düşünüyorum. Eskiden çok da tanınmayan Ildır televizyon dizileriyle ünlenmiş ve turistlerin uğrak yeri haline gelmiştir. Ayrıca midye severlere bir müjdem var: Yüksek bir ihtimalle ilk kez tadacağınız enginarlı midye dolmasını burada bulacaksınız. Bir balıkçı köyü olan Ildır da eşsiz lezzetler tadacaksınız.

Lübbey Köyü

Lübbey Köyü İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı bir köyüdür. Yerleşik insan sayısının bir elin parmağını geçmediği bu köyün nüfusunun bu kadar az olmasının sebebi köyün çok fazla göç vemesidir. Şimdi siz bana biz burayı neden ziyaret edelim diyecesiniz. Hemen cevabını vereyim Lübbey’in dağın başında olması burada eşşiz fotoğraflar çekinmenize olanak sağlıyor. Zaten şimdilerde fotoğraf meraklıları sürekli burada eğer siz de hiç güzel fotoğrafım yok diyorsanız buyrun Lübbey’e.

izmir köyleri

Birgi Köyü

Birgi Köyü İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı baş tacı köylerinden biridir. Bu güzelliği sadece İzmir’le sınırlamak yeterli değil belki de Türkiye’nin en güzel köylerinden birisi Birgi. Bozdağ’ın eteklerinden kurulu olan bu köyün geleneksel mimari yapıları koruma altında. Birgi’ye geldiğinizde ziyaret edebileceğiniz bir çok mimari ile karşılaşacaksınız. Bu kadar yapı gezildikten sonra acıkmamak elde değil. İşte tam bu anda o enfes lezzeti tadabilirsiniz. Bu lezzet ne mi: Töngül. İsmini daha önce duymuş yada tadına başka bir yerde bakmış olabilirsiniz ama İzmir’de Töngül nerede yenir sorusunun cevabı kesinlikle Birgi.

İzmir’de Yemek Yenecek Yerler

Yemek konusunda farklı tatlar ortaya çıkarmış, kendine özgü tarzlarıyla her yerde adından söz ettirebilecek tatlara sahip olan bir kent İzmir. Hem gezerek, hem de yemekler yiyerek güzel vakit geçirmenizi sağlayabilecek bir yer bu güzel kent. Yediğiniz yemeklerin yanında ayrıca farklı manzaraların size eşlik edebileceğini unutmayın ve yemek yediğiniz yerleri de ona göre belirleyin. Kordonda, seyir tepelerinde, deniz kenarında, Şirince’de, Alaçatı’da ve daha sayamadığım ayrı ayrı farklı her yerinde buraya özgü tatlara eşlik edecek yerleri kendinize istediğinize ve sevdiğinize göre seçin.  İzmir’in her bölgesinin nerdeyse kendine ait bir yiyeceği bulunuyor. Siz de İzmir’e uğradığınızda buralara uğrayıp yemek yemeden kesinlikle gitmeyin. Deniz ürünleri, hamur ürünleri ve et ürünleri olarak burada her türde yemekle karşılaşacaksınız bunu unutmayın.  Ege mutfağının başkentin sayılan İzmir’in tatlarını şimdi size yenilmesi gereken yerleriyle birlikte anlatmaya başlayayım.

İzmir Kumrusu

izmirde kumru nerede yenir

İzmir Kumrusu

İzmir denince akla gelen ilk yemeklerden biri Kumru. Kumru’yu daha önce aranızda duyanlar illa ki vardır. İçinde neler olduğu anlatarak başlayayım. Kumru içinde bol malzeme olduğunu söyleyeyim şöyle ki içinde sosis, sucuk, ketçap, turşu, mayonez, salam, kızartılmış kaşar, domates ve biberden oluşur. Kendine özgü ekmeğinin içine bu malzemeler konulunca kapanmayacak hale ve bu ekmek arası mucize tadından yenmez. Ayrıca kumru denince de akla gelen ilk yer Alaçatı oluyor. Alaçatı’da ve İzmir merkezinde kumruculara fazlasıyla rastlayacaksınız. Tabi şimdi ben en güzel kumruyu nerede yerimde diye sorular soracaksınızdır. En iyi kumruyu Alaçatı’da bulunan Kumrucu Şevki’de yiyebilirsiniz. İzmir’in farklı yerlerde de şubeleri bulunan bu yerin ilk şubesi olan Alaçatı’da bu zevki tatmanızı öneririm. İzmir merkez olarak da kumruyu Alsancak Kordon boyunda bulunan şubesinde yiyebilirsiniz. Bu şube tam olarak Alsancak Gündoğdu Meydanın orada unutmayın.

Tavacı Recep Usta

Kordon demişken Tavacı Recep Usta’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Diyarbakır’dan buralara kadar gelmiş ve etin tadını İzmir’de en iyi şekilde vermeyi başarmış bir yer. Filmlere kadar konu olmuş bu tadı yemeden gitmeyin derim. Lükslüğü ve kalitesiyle sizi en güzel şekilde karşılayacak bu yer de eti çok seveceksiniz.

Alavara Makarnası

Alsancak’ta herkesin dilinde olan bir yer daha var, meşhur makarnacı Alavara. Kendi sloganları da bu olan işletme size muhteşem bir makarna sunacaktır. Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde bu lezzeti tadabilirsiniz. Deniz sefasıyla kahvaltı İzmir’de bir farklı tabi, onun içinde size bir şeylerden bahsedeyim.

Alsancak Kordon’da Yemek Yenecek Yerler

Yine kordonda bir yer olan bu kahvaltı yerinin adının Tuzu Biberi. Haftanın her günü burayı dolu olarak görebilirsiniz. Nerdeyse her saat kahvaltı servisine devam eden bu yerin kahvaltısını demeden gününüzü geçirmeyin derim. İzmir’in farklı yerlerinde şubeleri bulunan bu işletmenin kahvaltısı harikulade. Kahvaltı derken Şirince’nin muhteşem kahvaltıları da tatmaya uygun. Şirince’ye yolunuz bir gün düşecek olursa orada bulunan Şirince evleri manzaralı Özlem Restaurant’a uğrayın. Çeşit çeşit tatlarıyla ve ucuz imkanlarıyla size harika bir kahvaltı sunacaklardır.

Midye

Gelelim İzmir’e özgü olan tatlardan birine daha, midye. Midyenin en güzeli her zaman İzmir’de yiyeceksiniz unutmayın. İzmir’in her yerinde seyyar midyecilerle karşılaşacaksınız ama en iyi, en güzel, en lezzetli midyeyi İzmir İnciraltı’nda bulunan Serkan&Hamza kardeşler midyecilikte yiyeceksiniz. Sıcacık midyesiyle buranın en iyileri haline gelmiş ve sürekli üretimle en iyi midyeleri size sunmaya hazır bir işletmedir.

Kokoreç ve Söğüş

İnciraltı’na kadar gelmişken akşam sefasıyla seyyardan bir Kokoreç yemeden gitmek doğru olmaz. Akşam saatlerinde açılan bu seyyar kokoreççi size muhteşem bir tat sunacak. Tam KYK yurdunun karşısında bulunan bu yerin adı, Mustafa Usta’nın yeri. Mutlaka deneyin. İzmir’e özgü olan tatları en iyi nerede yiyebilirsiniz, devam edelim. Farklı tatlardan biri olan söğüşü de deneyin ve en iyi tat ve lezzet için Kemeraltı’nda bulunan Söğüşçü Cimbom’da deneyin.

Boyoz

İzmir boyozu

Boyoz

İzmir’de farklı ve lezzetli tatlar bitmiyor. Bir tadı unuttuğumu düşünüyorsanız, unutmadım merak etmeyin. Herkesin bildiği buraya gelenin sevgilisi olduğu bir tat, Boyoz. İzmir’in her noktasında boyozcularla karşılaşacaksınız illa ki ama tabi bununda en iyisini yapan yerler var. Bunlardan biri de Alsancak’ta bulunan Dostlar fırını. Bu tadı da yine Kıbrıs Şehitleri Caddesinde deneyebilirsiniz. Balık ekmekten hiç bahsetmedik bir de onun için bir yer önerelim. Karşıyaka İskele’nin yakınlarında bulunan Alesta Balık Ekmek’te yiyebilirsiniz. İzmir’in deniz ürünlerine mükemmel tat vermiş bir yer. Balık ekmek yemek istediğinizde burayı tercih etmeniz doğru olacaktır. Son olarakta tatlılardan bahsedeyim. İzmir Alsancak’ta bulunan Çelebi Unlu Mamülleri’nde, yine İzmir’e özgü olan içi bol çikolata dolgulu bomba’yı deneyin. Fazla yemeyin dokunabilir ama gayet güzel ve yerinde bir tat. İzmir denince akla gelen yemekleri en iyi şekilde nerelerde tadacağınızı anlattım umarım memnun olursunuz.

Şanlıurfada gezilecek noktalar

Şanlıurfa’nın doğusundaki eski yerleşim yeri, Türkiye’nin zengin kültür ve mirasına dalmak için iyi bir fırsat sunar. Buralar İbrahim Peygamber’in (as) doğduğu ve onun tek tanrı öğretilerine başladığı yerlerdir.

Büyük İskender zamanında buraya Edessa deniliyordu. Şanlıurfada turistlerin ziyaret ettiği yerlerden biri Göbeklitepe arkeolojik alanıdır. Şanlıurfa çarşısının dar geçitleri ve merkez bölgesi, cami ve medrese mimarisi ile görülmeye değer yerler.

Göbeklitepe

gobeklitepe

Her ne kadar bulunan kalıntılar insanlığın ilk çağlarını açıklamak için yetersiz kalsa da insanlık tarihimizin anlaşılması için Göbeklitepe önemli bir yer.

1990’ların ortalarında kazılar başladığında arkeologlar, dünyanın en eski dini tapınak alanı olduğuna inanılan bazı şeyleri keşfettiler. Anamorfik tasvirlerle oyulmuş Neolitik sütunlar, M.Ö. 10.000 yıllarına tarihlendirildi ve arkeolojinin Neolitik kültür anlayışını (önceden din içermediği düşünülüyor) başlarına döndürdü. Şimdiye kadar alanın küçücük bir kısmı (kabaca yüzde beşi) kazılan ancak mermer totem tarzı direkleri içeren eğim oldukça çarpıcıdır ve erken başlangıçlarımıza ilgi duyan herkesin ilgisini çeker.

Balıklı Göl Alanı

 balıklıgöl

Şanlıurfa’nın en önemli turistik mekanlarının bulunduğu yemyeşil bir parkı da olan Balıklıgöl , kentin tam merkezinde bulunur. Balıklı göl kuzeyde güzel Rızvaniye Vakfı Camii ve Medrese külliyesi ile batıda Halilur Rahman Camisi ile çevrilidir .

Göletlerde Hz. İbrahim’in öyküsünde merkezi bir rol oynayan yüzlerce sazan yüzer. Kendini  tanrı yerine koyan Kral Nemrut tek tanrılı tebliğ eden Hz. İbrahim’i yakmak istemiş ama ateş yakmamış, odunlar da göldeki balıklara dönüşmüş. Halk arasında göldeki balıkları öldürenin kör olacağı söylenmekyedir.

Arkeoloji ve Mozaik Müzesi

müze

Şanlıurfa’nın yeni arkeoloji müzesi, yakın tarihli kazı alanlarından sergilenen eserlerden oluşan şaşırtıcı bir koleksiyona sahip olan her türden hikayeler barındırır. En önemli eserler, Sit alanından Neolitik bulgular sergileyen Göbeklitepe sergileri, bu bölgede Osmanlı dönemine kadar olan tarihi eserler, Asur ve Hitit dönemi eserleridir.

Yeri: Haleplibahçe Caddesi

Dergah

dergah

Burada Hz. İbrahim’in doğduğu söylenen yer vardır. Efsaneye göre peygamberin annesinin onu burada gizli olarak doğurmuş. Çünkü Kral Nemrut, büyük bir liderin yakında doğacağını kahinden öğrenmiş ve yeni doğan bebekleri öldürtme emri vermiştir. Orta avluda Mevlid-i Halil Camii’nin görkemli cephesi vardır .

Yeri: Balıklı göl yanı

Urfa Kalesi

  kale

Kalenin tepesi yerel halk tarafından Nemrut’un Kürsüsü olarak bilinir. 12 metrelik bir yapay hendek, kaleyi çevresinden ayırır. Kalenin yaşı bilinmemekle birlikte, Hz. İbrahim için hazırlanan ateşin Kral Nemrut tarafından burada yaktırıldığı düşünülmektedir. Tepedeki asıl sur tahkimatları Yunan, Bizans, Haçlı ve Osmanlı tarafından yapılmıştır. Dış duvar hala üç kapıya sahiptir ve içinde 25 kuvvetlendirilmiş kulenin kalıntısı görülebilir.

Yeri: Balıklı gölden çıkılıyor

Çarşı

 çarşı

Burada, dolambaçlı yoldan tezgâhlarda sıkışan sokaklarda, kebapçılardan gelen baharat, deri ve ızgara et aromaları havada karışmaktadır. Ucuz kot pantolonlardan ve plastik ev eşyalarından, el yapımı deri eşyalar, antikalar ve güzel metal işlerine kadar her şeyi burada bulabilirsiniz. Birkaç saat takılmak ve şehrin otantik atmosferi hissetmek için harika bir yerdir. Çarşıda harika bir iyi korunmuş bir kervansaray ve avluda bir çay salonu vardır.

Yeri: Şehir merkezinde

Ulu Camii

12. yüzyıl yapımı Ulu Camii, 6. yüzyıldan kalma St. Stephen Kilisesi’nin (ki bu da bir sinagogun üzerine inşa edildiği düşünülüyor) kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Binanın batı tarafında, muhtemelen kiliseden korunmuş olağandışı bir sekizgen minare vardır.

Yeri: Divan Yolu Caddesi

Harran

Bu antik kentin M.Ö. 3. binyıldan itibaren yerleşilmiş olduğu düşünülmektedir. Harran kerpiçten yapılma arı kovanı evleri (muhtemelen ahşap eksikliği nedeniyle ortaya çıkan yerel bir mimari tarzı) ile ünlü olsa da, iki önemli kalıntıya ev sahipliği yapmaktadır.

11. yüzyılın Fatımi döneminden kalma kale ve yerleşimin bulunduğu harabeler ile bir zamanlar İslam üniversitelerinin bulunduğu Ulu Camii harabeleri gezilebilir.

Yeri: Şanlıurfa’nın 50 km güneyinde

Selahattin Eyyubi Camisi

Şehrin en güzel camisi, eski ihtişamıyla güzelce restore edilmiş Selahattin Eyyubi Camisi olmalı . Cami, Aziz John Kilisesi’nin temelleri üzerine kurulmuştur ve kilisenin planının bir kısmı tasarımına dahil edilmiştir (orijinal sunağı hala görebilirsiniz). İç mekan, karmaşık bir işçiliğe sahip olan kavernöz bir alandır.

Yeri: Valı Fuat Caddesi

Sultantepe

Sultantepe tepesinde yapılan kazılarda M.Ö. 8. ve 7. yüzyıl Asur yerleşmelerinin buluntuları bulunmuştur. Keşifler epik bir şiir kütüphanesi (Gılgamet destanı parçaları da dahil olmak üzere), dualar, mektuplar ve matematiksel ve bilimsel metin oluşturan sayısız kil tabletleri içerir. Buradaki en önemli buluntuların bazıları şimdi Ankara’nın Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir .

Yeri: Urfa’nın 15 km güneyinde