Günübirlik Abant ve Gölcük Gezisi

abant gölü
Paylaş
 

Ankara’da epey bunalmıştık. Ankara’nın çorak iklimi ve yapay insanlarından sıyrılıp doğanın kalbine kendimizi atmamız gerekiyordu. İki ayaklı haşerelerden bir günlüğüne de olsa uzaklaşmak için günübirlik Abant ve Gölcük turu yapmaya karar verdik.

Ulus’tan başladığımız yolculuğumuza İstanbul yoluna girerek devam ettik. Otobana hemen girmeyip bir yerde kahvaltı yapmayı tercih ettik. Direksiyon başındaki Erhan Bey’in önerisi ile Cennet Bahçesi’ne girdik. Burası alabildiğine yeşil ve ferah bir yer. Kahvaltıyı serpme kahvaltı şeklinde veriyorlar. Bir tanesi 30 küsür lira şeklinde. Fakat serpme kahvaltının içeriği gayet zengin, bu nedenle 3 kişi için 2 tane istedik.  Bu bize fazlası ile yetti. Cennet Bahçesinde kahvaltı alternatifi olarak sucuklu yumurta, menemen (yanlış hatırlıyor da olabilirim)gibi çeşitler de var. Çayı da güzel.

Cennet Bahçesi Restoran

Cennet Bahçesinde Serpme Kahvaltı

Güne bu şekilde başladıktan sonra İstanbul yolundan devam ettik. Niyetimiz doğruca Abant’a gitmekti. Lakin Sağ taraftaki Ali Semerkandi levhası aklımızı çeldi. Sanki Ali Semerkandi hazretleri bizi çağırıyordu. Bu nedenle Çamlıdere yoluna girdik. Açıkçası ben derme çatma bir türbe bekliyordum.

Çamlıdere’ye yaklaştıkça bizi karşılayan ahşap hayvan heykelleri ile bezenmiş yol turların uğrak noktası hale gelen çok hoş bir yere getirdi. Restore edilen Çamlıdere evleri, Ali Semerkandi hazretlerinin sözleri ile süslü yapılar, o dönemin yaşantısını yansıtan müze ve binalar burayı ziyarete değer bir uğrak noktası yapmıştı. Hatta piknik alanları ve çok hoş bir park bile vardı. Biraz oyalandıktan sonra Ali Semerkandi hazretlerinin türbesine gittik. Kadınların yoğun ilgisi nedeniyle içeri girmek için epey bekledik. Fakat asıl aksiyon dışarıdaydı.

Ali Semerkandi Müzesi

Ali Semerkandi Hazretleri türbesinin yanındaki müzede Kuran okuyan talebe figürleri

Ali Semerkandinin dalları altında talebelerine ders verdiği “Hayat Ağacı”nın yanına gelmiştik ki iki adet şirin sincap daldan dala atlayarak adeta şov yaptı. Haliyle ağacın yanındakiler telefonlarını çıkarıp ilgilerini sincaplara yönelttiler. Neyse sözü uzatmayayım zaten bu konu ile ilgili ayrıca bir yazı yazacağım.

Çamlıdereden tekrar anayola döndükten sonra Kızılcahamama gelmeden otobana girdik. Abant’a kadar durmadan yol almayı planlıyorduk. Ancak Bolu’yu geçtikten sonra Hayrettin Tokadi hazretlerinin türbesinin levhasına rastladık. Planda ikinci değişikliği yaparak sağa doğru birkaç kilometre girdik. Burası adeta Cennetten bir köşe gibiydi. Bunu bilen çevre sakinleri buradaki piknik alanına kafa dinlemeye gelmişlerdi.

Hayrettin tokadi mesire alanı

Hayrettin Tokadi Hazretleri Türbesine giden yoldan çekilmiştir

Ulu ağaçlar ve altından şırıl şırıl akan suyu izleyerek Hayrettin Tokadi hazretlerinin defnedildiği yere geldik. Burada bir cami ve bir hayır kuruluşuna ait bir bina vardı. Gelenlere bedava aş veren bir yer yani. İçinden ulu ağaç geçen cami zamane çevreciliğinin iyi örneklerini yansıtıyordu. Şadırvan ve tuvaletlerin temizliği ise yöre halkının ecdadımızın mirasına ne kadar iyi sahip çıktığımızı gösteriyordu.

Burada çay molası verirken şirin bir sincap etrafımızdaki ekmek kırıntılarını yemeye başladı. Hayvanat bahçesi dahil olmak üzere ilk defa bu şirin hayvanı bu kadar yakından görüyordum. Kısacası çok hoşlandım ben bu yerden.

Hayrettin Tokadi hazretlerinin istirahatgahından ayrıldıktan sonra vakit kaybetmeden Abant’a doğru yol aldık. Düzce yoluna doğru girdikten birkaç dakika sonra Abant levhası karşımıza çıktı. 22 kilometre sonra da vahşi güzelliği ile Abant gölü…

İlk hissettiğimiz şey havanın burada şehir merkezine göre soğuk olduğuydu. Otomobil için belirlenen 12 TL’yi ödeyip içeride bir yere park ettik. Orman Bakanlığının girişte sağdaki binası dikkatimizi çekmiştik. Tabiat müzesi işlevi gören bina Abant ve çevresinde görülen endemik bitki ve hayvan türlerinin bulunduğu bir yerdi. Ayılarla çakallarla fotoğraf çektirdik. Dondurulmuş hayvanlara hayretle baktık. Lafı çok uzatmayayım, burasını sizin de görmenizi tavsiye ederim.

Abanta nasıl gidilir

Abant Gölü

Sonra sıra Abant Gölünün güzelliğini temaşa etmeye gelmişti. Sabahtan beri bunu bekliyorduk. Adeta Cennetin dünyadaki şubesi olan bu yer bence aşk, tutku ve vahşi cazibenin sembolü gibi bir yer. Ulu ağaçları, bozulmamış doğası çok etkileyici. Etrafta piknik yapanlar bu zevki sonuna dek yaşıyorlardı. Göl kenarındaki doğal çiçek bahçeleri hiç de terk edilesi değildi. Ama karnımız açtı ve göl kenarında  bir restorana girdik. Lakin müşterilerden birinin kötü yorumları bizi ürküttü ve girdiğimiz gibi çıktık oradan. Abant’ı burada daha fazla anlatamayacağım, yaşamak lazım. Yine de başka bir yazı da Abant’a daha fazla yer vereceğim.

Abant’tan dönüşte ejderhayı doyurmak üzere rastgele bir yere girdik. Dışarıdan bakıldığında çok da cix görülmeyen bu restoran turların uğrak noktasıymış. Köftesini yiyince bunun nedenini anladık. Restoranın geniş arka bahçesi çay kenarına kurulmuş. Otantik bir mekan.

Abantta yemek yenilecek yerler

Abant Park Restoran

Yorgunduk ama bir de Gölcük’e de uğramayı düşünüyorduk. Bolu’ya geri dönüp Gölcük’e doğru tırmanmaya başladık.

Abant aşk ve tutkunun mekanı ise Gölcük masumiyet ve güzelliğin hayat bulmuş halidir diyebilirim. Üstelik gayet iyi de düzenlenmiş. Burada ilk defa henüz açmamış, gonca halindeki nilüfer çiçeklerini gördüm. Biraz ileride de aşıklarını bekleyen bank duruyordu. Gölcük’e vardığımızda vakit İkindiyi geçmişti. Fotoğraflar pek net çıkmadı ama duygular tap taze idi. Burada çay demleyip, gölün romantizmini içimize çektik.

Bolu gölcük

Gölcük

Artık ayrılmanın vakti  gelmişti. Cennetten bir gün çaldığımız bu gün Sindirella masalındaki gibi sona ermek zorundaydı. Uzun yıllar soluduğum havayı, bastığım toprağı, şimdiki haline teslim edip Ankara’ya doğru yol aldık…

Bu yazı 18 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak